|
|
#1 | |||
![]()
Mesajlar: 443
Üyelik Tarihi: Jan 2007
Yaş: 25
Şehir: izmir-Manisa-Bursa
Otomobil: loadinkkkkkkkkkkkk
|
2 aylık dişi bir dogo aldım geçen hafta internette hakkında bilgi ararken rastladım bu yazıya ve duygulandım okurken.Bu forumda da benim gibi birçok hayvan severin bulunduğunu bildiğim için paylaşmak istedim.Tek solukta okudum okurken umarım sizi de en az benm kadar etkiler...
Orada çubuk yiyor musun kıymalı böreğim? 1 Mart 2003. Diğer günler gibi başlayan, sıradan bir Cumartesi sabahı. Akşam arkadaşlarımıza yemeğe davetliydik. Mutfakta Çerkez tavuğu yapıyordum ve sen benim kara gölgem, bir parça koparırım düşüncesiyle yatmış, bekliyordun. Zaten seni ne zaman evde yalnız bırakacak olsam, erkenden bir vicdan azabıyla sarmalanır ve gittiğim yerde de rahatım kaçardı, ta ki yeniden eve dönene, ta ki yeniden sen üzerime atlayana dek… Bu erken inen vicdan azabıyla sana, cüssene layık bir haşlanmış tavuk parçası fırlattım. Normalde her türlü yemeği havada yakalayan sen, az ilerine düşmüş parçaya koklayarak yaklaştın. Önce anlamadım ne olduğunu. Aklıma gelir miydi kör olabileceğin? Birkaç denemeden sonra şüphelenmeye başlasam da “Yok canım. Ne ilgisi var?” diye söyleniyordum bir yandan. Salona koştum hemen. Bütün oyuncaklarını sağa sola atıp durdum, getirmen için. Ama koşmuyordun. Burnun halıya yapışık, kokularının izini sürerek buluyordun onları. Sesimin geldiği yere odaklanamayan gözlerle bakarken; tedirginliğin, fark edilmemesi olanaksız bir boyuttaydı. Çıldırmış gibiydim, o an dünya üzerinde hiçbir şey kalmamıştı önemini koruyan. Meğer o sabah, ardından gelecek acı yüklü günlerin bir başlangıcıymış Sarpişkom, bebeğim, kıymalı böreğim, kara böceğim, çıttırığım… Her zaman gittiğimiz klinikte aldık soluğu. Bir virüsten kaynaklanabilecek bir sorun nedeniyle, karaciğer enzim değerlerinin normalin çok dışına çıktığını ve bunun da göz tansiyonunu yükselterek, körlüğe yol açtığını söylediler. İnandım bebeğim!.. Geçici olabilir, şu an için bir şey diyemeyiz, bekleyip görmek lazım, dediler. Serum, göz damlası, antibiyotik ve ilaçlardan ve bunlar yetmezmiş gibi ağır bir diyetten oluşan bir tedavi süreci başladı. Annen ve baban olarak; ben ve Recep hayatımızın ilk ortak acısını yaşıyorduk. Sana serum verildiğinde, ikimiz vardık başında. Hiç halin yoktu. Sana sürekli “Sevdan bir ateş oldu bende…” şarkısını mırıldanıyordum. Üç yıl boyunca seni sakinleştirdiğine inandığım bu şarkıyı bir gün bu koşullarda söyleyeceğim aklıma gelir miydi? Yine işe yarıyor muydu bu şarkı; sakinleşiyor muydun yoksa halin mi yoktu da öylece yatıyordun, bilmiyorum. Günler geçiyor ve enzim değerlerin bir gün düzelir görünürken ertesinde yeniden allak bullak oluyordu. Mantığım almıyordu. Ne olduğunu anlayamıyordum. Klinikte çalışan hekimler de ne yazıktır ki (!) benim kadar şaşkındılar. Daha fazla vakit kaybetmeden seni Veteriner Fakültesi'ne götürdük. Üçümüz birlikte içeri girdik. Sen görmediğin için ve halsizliğinden dolayı yalpalayarak yürüyordun. Bir ara yanımızdan hasta bir kedi geçti. Gösterebildiğin tek tepki, burun deliklerinin büyümesiydi. Hekim, seni gördüğü an yaptı yorumunu: Kanser! Ben aylardır seni “şişko göbişim” diye severken, sen meğerse kanser olmuşsun be yavrum! Lenf kanseri olmuşsun da, bir de o kanser yayılmış, karnında büyük bir kitle oluşturmuş. Ben de onu sevmişim aylarca “şişko göbiş” diye. Herhangi bir şüpheye düşmemizi gerektirmeyecek kadar sağlıklı görünüyor olman bir yana, ben bu aptallığı nasıl yapabildim? Recep ve ben ya da bu işin eğitimini almış olan, her iki ayda bir aşı için düzenli olarak gittiğimiz klinikteki hekim(!) fark edebilseydi seni kurtarabilir miydik? Seni belki de yaşamdan erken aldığımız için bizi affedebilecek misin Sarp? Ne yapmalıydık? Fakülte hekiminin önerilerine kulak asmayıp tedaviye mi başlamalıydık her şeye inat, yoksa senin acı çekmeni mi beklemeliydik? Ya da acı çekmeni beklemeden seni uyutmalı mıydık; erken çıkacağın o yolculuğa uğurlamak ve bir an önce huzura kavuşmanı sağlamak için. O günlerde, yüzüne bakamadığım o günlerde, bunları konuşurken, Recep’i hayatımda ilk defa ağlarken gördüm, o da en az benim kadar çaresizliğin sıkışmışlığındaydı. Tam yirmi altı gün sonra… 26 Mart 2003. Sabahın henüz uykuda olduğumuz çok erken bir vakti. Kapı çalındı. Normal zamanlarında, ayrıca hasta olduğun o yirmi altı günlük dönemde bile, kapı çalındığında havlardın, bize haber, gelene gözdağı vermek için. Recep kalktı ve kapıyı açmak üzere gitti. Bir gariplik var bu işte, diyorum gözlerim hala yarı kapalıyken, Sarp neden havlamıyor? O an, yataktan fırladım. Ve seni gördüm aşk böceğim … Pes etmiştin, hareketsiz, öylece yatıyordun kapının önünde. Nasıl öldün bebeğim? Ölürken neler yaptın? Canın çok mu yandı bilmiyorum. Bunların hiçbirini bilmediğim için beni affedebilecek misin kuşum? Daha henüz soğumamış bedenine sarılmış ve her zaman yaptığım gibi popunu öperken bunun hayatımın en güzel bölümüne inen bir demir perde olduğunu ve bundan sonra hiçbir şeyin aynı olmayacağını fark edememişim. Böylelikle anneminkinden sonra asla ziyaret edemeyeceğim bir mezar daha oldu hayatımda. Dağıldım be Sarp! Üç yılda bırakılır gidilir mi insan? Bana bunca şey öğretmişken ve ben iyi bir öğrenci olma yolunda ilerlerken bırakıp da gidilir mi? Hayatla barışık değilim, bilirsin. Özellikle de insanlarla. Sen bende, içimdeki varlığından şüphelendiğim bir sevgi çekmecesi açtın. Küçüktü ama büyüleyiciydi. Bana aslında sevmeye ne kadar ihtiyacım olduğunu hatırlattın aşk böreğim. Umursamazlığımın aslında şiddetli bir umarsızlıktan olduğunu fark etmemi sağladın. Seninle toparlamaya başlıyordum bir şeyleri yeni yeni… Sen gittin ve ben de gittim Sarp. Sakinleştiriciler desteğiyle ve çatlamış bir yürekle savruldum durdum. Boşluk.. Ağlamadan duramıyordum. Biliyorsun ki; benim bütün ölülerim vicdan azabımdır! Sonra… Sonra bir gece rüyamda seni gördüm. Yere oturmuş seni okşuyorum. Derken ileriden biri sesleniyor. “Sarp! Buraya gel, haydi, gidiyoruz!” başımı kaldırıyorum. Sesin sahibi: Annem. Elinde senin kayışını tutuyor. Göz göze geldiğimiz o an bana diyor ki; “Harap ettin kendini. Artık ona ben bakacağım, gözün arkada kalmasın. Ama bana söz ver, kendini toplayacak ve ağlamaya son vereceksin!” Ve o an sen yanımdan ayrılıp, koşarak annemin yanına gidiyorsun. Şimdi annemle beraber misin oğlum? Annem çok korkardı köpeklerden ama senin sayende atlatmıştır. Sakın bana yaptığın gibi onun üstüne de atlama, minicik bir kadındır o, devriliverir! Birbirinizi bol bol öpüp yalayın benim yerime olur mu? Annem seni sevdi mi? Çubuk veriyor mu sana? Bulutların üzerinde koşturuyor musunuz beraber? Ve Bulut… Erkek kardeşin. Senden sonra, senin bir parçanı olsun, geri getirmek için bir ufaklık bulduk. Tesadüfler Tanrısı'nın yaptığı işe bak: Bulut 1 Mart tarihinde, senin gözlerinin görmez olduğu günde doğmuş. Bir Labrador, seninkilerin tam tersine tüyleri beyaz. Şimdi 2.5 yaşında. Senin resimlerinle dolu bir evde, kendine bir yer bulabilmek için çok uğraştı yavrucak. Defalarca geri götürmeyi düşündüm. Sonra, yapamadım. Belki dedim çekmeceye minik bir şey daha koyarız birlikte. Şimdi aynı oyunları onunla oynuyorum, aynı sokaklarda onunla yürüyorum. Sadece aynı kliniğe gitmiyoruz! Önce sen ve şimdi Bulut. Siz nasıl varlıklarsınız ki; bunlar benim en yakınlarım dediğim insanlar bile pervasızca canımı yakmaya devam ederken, bugüne dek bir damla yaşın yüzümde kurumasına bile izin vermediniz. Senin o kocaman ve ıslak dilinin yerine, şimdi daha küçük ve daha kuru olan diliyle Bulut yalıyor yüzümü.. İnsanlar mı? Hiç ümitlenme; hep aynılar be oğlum, hep aynılar, aynı da kalacaklar. Bir değişiklik yok, hatta sanırım daha da kötüye gidiyorlar. Ben anladım ki; bu hayata sizler olmadan tutunamam artık, bu çok zor. Ve bu duyguyu ancak, hayatına sizlerden birini sokmuş olan bir insanın algılayabileceğini çok iyi biliyorum. Bana verdiğiniz bu güç için, beni böylesi karşılıksız sevdiğiniz için, sonsuz bağlılığınız için, ihtiyacım olan duygulara beni boğduğunuz için teşekkür ederim öncelikle sana ve şimdi de Bulut’a. Aklın bende kalmasın e mi? Sen benim kıymalı böreğimsin. Bulut ise peynirli. Aramızda kalsın ama senin de bildiğin gibi; ben böreğin kıymalı olanını severim. Bana yaşattığın her şey ve yeşerttiğin sevgi duygusu için teşekkür ederim Sarp. Yaşayamadığın, artık günlerini Bulut’a gönder olur mu? Ve lütfen, beni bağışla! Seni çok seviyorum. Annemi öp benim için, onun narin bedenini çok yorma olur mu oyunlarınla? __________________________________ no car no fakin fuel |
|||
|
|
|
|
|
#2 |
![]()
Mesajlar: 443
Üyelik Tarihi: Jan 2007
Yaş: 25
Şehir: izmir-Manisa-Bursa
Otomobil: loadinkkkkkkkkkkkk
|
bu da bir köpeğin bizden 10 ricasıymış
başka konu açmaya gerek yok ![]() 1-Benim hayatım 10-15 yıl sürer. Senden ayrılığım bana acı verir. Beni almadan önce bunu düşün. 2- Bana, senin benden istediklerini anlayacağım bir süre ver. 3- Benim içimde sevgi duygusu uyandır ben bununla yaşarım. 4- Bana hiç bir zaman uzun süreli darılma ve cezalandırmak için bir yere kapatma. Senin hayatında iş, eğlence ve arkadaşların var. Benim hayatımda ise sadece sen varsın. 5- Arada sırada benimle konuş. Sözlerini anlamasam bile bana yönelttiğin sesini anlarım. 6- Bana daima nasıl davranılması gerektiğini bil. Ben hiç bir zaman unutmam. 7- Beni dövmeden önce aslında dişlerimle kemiklerini un ufak edebileceğimi, ancak asla böyle bir yola başvurmayacağımı düşün. 8- Beni "isteksiz, tembel ve inatçı" diye azarlamadan önce düşün: Belki yediğim yemek dokunmuştur, belki güneşin altında uzun zaman kalmışımdır veya halim kalmamıştır. 9- Yaşlandığımda benimle ilgilen, bir gün sen de yaşlanacaksın. 10- Her zor anımda yanımda ol, "benim içim kaldırmaz" veya "ben görmeden olsun" deme, çünkü benim için her şey seninle birlikte daha kolay. Kaynak:köpegim.gen.tr __________________________________ no car no fakin fuel |
|
|
|
|
|
#3 |
|
Uzaklaştırılmış Kullanıcı
![]()
Mesajlar: 4.037
Üyelik Tarihi: Jun 2008
Yaş: 21
Şehir: -
Otomobil: -
|
buda çok güzel bi yazı
14.10.07, 00:35:03 Ben Bir Pitbullum, Ben Bir Katilim daha 2 aylıktım anamdan ayrıldığımda kapattılar beni zifiri karanlık bır odaya çok korkuyordum o gece durmadan agladım birden kapıda sahibim belirdi nasılda sevinmiştim beni bu kara kuyudan çıkartacak kurtaracak sanmıştım ama cooook yanılmışım çok sinirliydı elinde bir sopa vardı birden bana vurmaya başladı ağlama ulan kes su cıyaklamayı burda yatacaksın diye haykırıyordu bilmiyordu kalbim ne kadarda çok acıyordu belkide biliyordu ama umursamıyordu derken günler geciyor ben büyüyordum alışmıştım artık bu karanlık odaya alışmak zorundaydım zaten elimden birşey gelmiyordu birde sahibimin işkencelerine katlanıyordum sahibim ile beklentilerimiz farklıydı o benim kan emici bir canavar bi katıl olmamı istiyordu bunların hıc biri benim umrumda degildi ben sadece sıcak bı yuva biraz ilgi istiyordum ama onun istediği olmuştu 1.5 yasına gelmiştim ringteydım. sahibim şuursuzca hadi oğlum gorim seni ye onu bitir ısını diye bağırıyordu savaşmak zorundaydım sahibim bole olmasını istiyordu. bende savaştım canım çok yanmıştı ama kazanmıştım rakibimi öldürmüştüm bu savaşların sonu hiç gelmedi yıllar geçiyordu ben bir katile dönmüştüm düşündüğüm tek şey yok etmek öldürmek olmustu sahibim bana bunu ögretmistı artık 5 yasına gelmıstım yaslanıyordum eskisi kadar güçlü değildim ama sahibimin isteklerinide karşılamak zorundaydım tekrar ringteydım karsımda benden daha genç ve daha güçlü bir rakip vardı biliyordum bu son savaşım olacaktı yolun sonuna gelmiştim biliyordum 3-5 dakika sonra orda ölecektim ama sahibim icin genede savaştım tüm gücümü topladım ve saldırdım 2 dakika gecmemistiki yıkılmıştım kaybediyordum ölüyordum son kez sahibimin gözlerine baktım sonrasında gözlerimi kapadım ve sonsuza dek uykuya daldım sahibimi herşeye rağmen çok sevmiştim çünkü bana ekmek veriyordu anam gibiydi babam gibiydi onun yanında büyümüştüm her ne kadar aramızda karanlık duvarlar olsada ama sanırım onun gözünde hiç değerim yoktu şu kısacık ömrümde beni hep ringlere attı bir mezarım bile olmadı öldüğüm o gün beni bir çöp kenarına attı ve kaçtı ben yaşadığım süre icersinde sahibimi çok sevmiştim onunla ölüme gitmiştim nasılda kıydı bana harcadı ömrümü 3-5 kuruş uğruna ve simdi itiraf ediyorum ben bir pıtbullum ben bir katilim... |
|
|
|
|
|
#4 |
|
Uzaklaştırılmış Kullanıcı
![]()
Mesajlar: 4.037
Üyelik Tarihi: Jun 2008
Yaş: 21
Şehir: -
Otomobil: -
|
|
|
|
|
|
|
#5 |
![]() |
Çok güzel bir konu içim bir fena oldu valla.. 3 yaşında ölen kedimi ne kadar özlediğimi hatırladım
|
|
|
|
|
|
#6 |
![]()
Mesajlar: 237
Üyelik Tarihi: May 2010
Yaş: 26
Şehir: Niğde/İstanbul
Otomobil: 206 xt
|
Arkadaşlar yapmayın böyle içim fena oldu hele ilk baştaki konu dokunaklı bayaa
|
|
|
|
|
|
#7 |
![]()
Mesajlar: 443
Üyelik Tarihi: Jan 2007
Yaş: 25
Şehir: izmir-Manisa-Bursa
Otomobil: loadinkkkkkkkkkkkk
|
ben sabah sabah oturdum ağladım yaw
__________________________________ no car no fakin fuel |
|
|
|
|
|
#8 |
![]() |
ben çocukken çok istememe rağmen hayat şartlarından dolayı köpek alalamıştık ama ben 4 yaşımda iken teyzemler bir köpek almıştı çok sevmiştim 17 sene ! besledik ... köpekle hele çocukken yaşananları yazmaya gerek yok ...
beraber uyumalar , aynı dondurmayı yemeler , vs vs vs ... 17 sene sonra ölünce ailemden birini kaybetmiş gibi oldum bi daha bunu kaldıramam diye hiç bu işe yanaşmadım . __________________________________ ...::: Çirkin kadın yoktur , az Votka vardır derler... Geçiniz ! Çirkin kadın vardır, midesiz erkekte çoktur. Votkaya bok atip durmayalim onunda bir suçu yoktur :::...
|
|
|
|
|
|
#9 |
|
Uzaklaştırılmış Kullanıcı
![]()
Mesajlar: 2.910
Üyelik Tarihi: Feb 2010
Yaş: 19
Şehir: Istanbul
Otomobil: Turbo Besmele.
|
Ulan gereksiz duygusal triplere girdim. yapmayın lan.
|
|
|
|
|
|
#10 |
![]()
Mesajlar: 8.104
Üyelik Tarihi: Jan 2006
Yaş: 23
Şehir: Alanya/Edirne/İst
Otomobil: Corolla D4D
|
maya'yı özledim, kuzenlerdeki kızımızı
o bi golden sevildiğini biliyor sevdiğini yalayarak sembolize ediyor olsa bile ara sıra oyunlar oynayıp krakerinden verirken binbir şekle girmesi yeter de artar
|
|
|
|
|
|
#11 | |
![]()
Mesajlar: 2.482
Üyelik Tarihi: Feb 2007
Yaş: 27
Şehir: Ankara[Kış] Antalya[Yaz]
Otomobil: 206 RG
|
|
|
|
|
|
|
|
#12 |
![]() |
benimde 8 sene beraber aynı bahcede yasadıgım kopegim aklıma geldi , hayvan sevgisi bir baska oluyor..
|
|
|
|
|
|
#13 |
![]()
Mesajlar: 1.424
Üyelik Tarihi: Mar 2007
Yaş: 30
Şehir: Türkiye
Otomobil: ===k20===
|
ya tam köpek alma arifesinde buda yapılmazki :S
|
|
|
|
|
|
#14 |
![]()
Mesajlar: 138
Üyelik Tarihi: Jul 2009
Şehir: türkiye/konya
Otomobil: golf MK4
|
gerçekten çok ciddi mesela accayip bir emek ben aldığımda 22 günlüktü neler atlattık bir bilseniz ama şimdi çok şükür çok iyi sadece anadan olma kemik rahatsızlığı var fakat hiç bişeysine engel değil
bu kadar okuduklarımdan sonra hemen gidip sarılasım geldi... ![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
|
|
|
|
|
|
#15 |
![]()
Mesajlar: 138
Üyelik Tarihi: Jul 2009
Şehir: türkiye/konya
Otomobil: golf MK4
|
burhan usta istersen 1 tane kurt var benim amcaoğlunda fenaa yırtık bişey...!!!
|
|
|
|
|
|
#16 |
![]()
Mesajlar: 1.424
Üyelik Tarihi: Mar 2007
Yaş: 30
Şehir: Türkiye
Otomobil: ===k20===
|
|
|
|
|
|
|
#17 |
![]() |
vay be bır anda duygusala bagladım..
|
|
|
|
|
|
#18 | |
![]() |
Hiç bukadar ağladığımı hatırlamıyorum. Hikayenin yazılış şeklinden kişinin ne kadar içten yazdığı son derece belli oluyor. Ayrıca paylaşılan videoda tek kelimeyle harika...
Çok sağolun... |
|
|
|
|
|
|
#19 |
![]() |
bugun ıkı yavruyu yazlıga yolladım 15 gundur benleler pazartesı donucekelr ama ıcım bı tuhaf oldu kafam orda acaba napıyolar diye
![]() evdede 2 aylık alman coban kopegım var hıkayeyı okuyunca gittim sarıldım ![]() işyerindede 2 senedir benle olan rottum var onada yarın sarılırım artık
__________________________________ fuck love , i need a car (:
|
|
|
|
![]() |
«
Önceki Konu
|
Sonraki Konu
»
| Konuyu Toplam 1 üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Konu Seçenekleri | |
|
|
:::: Şu Anda Saat: 16:55 ::::



başka konu açmaya gerek yok 







o bi golden 







