User Tag List

Sayfa 10/10 İlkİlk ... 8910
178 sonuçtan 172 ile 178 arası

Konu: SaSuTa Corp. Dream Car Factory

  1. #172
    sasuta - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik
    Apr 2012
    Yaş
    45
    Şehir
    Ataşehir/İstanbul
    Mesaj
    718
    Post Thanks / Like
    Mentioned
    7 Post(s)
    Tagged
    0 Thread(s)
    Daytona 24 Saat yarışında elde ettiğimiz Genel Klasman zaferi, sadece pistte değil tüm dünyada büyük bir yankı uyandırdı. Otomobil ve yarış dünyasının en prestijli dergilerinin kapaklarında ve Eurosport ekranlarında ekibimizin başarısını görmek göğsümüzü kabarttı.

    Autosport "Daytona Şoku!" ve "Rüya Gibi Başlangıç" manşetleriyle zaferimizi duyururken, Motor Sport dergisi bizi "Dayanıklılık Yarışlarında Yeni Bir Güç" olarak tanımladı. Road & Track ve Car and Driver ise yol versiyonu tasarımımızı Ferrari F40, Lamborghini Diablo ve Bugatti EB110 gibi süper otomobil efsaneleriyle karşılaştırarak mühendisliğimizi öve öve bitiremedi.

    Autosport röportajında da söylediğim gibi: "Buraya sadece öğrenmeye geldiğimizi söyleyenler vardı. Biz buraya kazanmaya geldik ve otomobilimiz 24 saat boyunca saat gibi çalıştı."

    instagram: sst_motorsports • Instagram photos and videos







  2. #173
    sasuta - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik
    Apr 2012
    Yaş
    45
    Şehir
    Ataşehir/İstanbul
    Mesaj
    718
    Post Thanks / Like
    Mentioned
    7 Post(s)
    Tagged
    0 Thread(s)
    Daytona 24 Saat yarışındaki Genel Klasman zaferimizin ardından uluslararası basından gelen yoğun ilgi bizi bu kez İngiltere’ye, BBC’nin efsanevi programı Top Gear setine taşıdı.

    instagram: sst_motorsports • Instagram photos and videos







    J.Clarkson: Pit alanındaki duman henüz dağılmadı, Amerikalılar neye uğradığını şaşırdı ve İtalyanlar panik içinde Maranello’ya telefon açıyor... Çünkü Daytona 24 Saat genel klasmanında podyumun en üst basamağına ne bir Porsche ne de kaslı bi Amerikan V8'i çıktı. Podyumu devasa atmosferik motoruyla rakiplerini ezip geçen safkan bir Türk Kurt'u ele geçirdi! Yanımda bu harika çılgınlığın arkasındaki markanın kurucusu, mühendis ve tasarımcı Sayın Kırbız var. Suat, dürüst olalım... İTÜ’de bilgisayar mühendisliği okudun, İtalya’da tasarım eğitimi aldın, Aachen’da yüksek lisans yaptın. Ama kimse senden gelip de Daytona'da 1 tonluk Karbon Monokok bir şasiye 6.5 litrelik bir V12 sıkıştırıp, üstelik kısıtlamalara rağmen bile 640 beygir alan bu canavarla rakipleri pistten silmeni beklemiyordu! Neler oluyor burada?

    S.Kırbız: (gülümseyerek) Jeremy, otomotiv dünyası uzun zamandır ağırlaşan ve dijitalleşen otomobillerin esiri olmuş durumdaydı. Biz GT1 projesinde yarış kuralları gereği restriktörle 640 beygire sınırlandık ama Karbon-Kevlar gövde ve Karbon Monokok omurga sayesinde kuru ağırlığı tam 1.000 kilogramda tuttuk. Arkada 6.5 litrelik V12 motor, magnezyum gövdeli Xtrac 6 ileri sequential şanzıman ve Karbon-Karbon frenler var. Dayanıklılık yarışında 24 saat boyunca bu kütleyi ve gücü kayıpsız yönetmek galibiyeti getirdi.

    J.Clarkson: (şaşkınlıkla arkadaki yeşil arabayı işaret ederek) Bir dakika, o restriktörleri sökünce bu V12'nin tam 846 beygir ürettiğini duyduğumda zaten kulaklarıma inanamamıştım! Fakat hemen yanındaki şu yeşil yol otomobiline bakıyorum... O nedir?

    S.Kırbız: O yeşil olan, SC01'in caddeler için ürettiğimiz safkan yol versiyonu. O daha da hafif; kuru ağırlığı sadece 890 kilo! Onun kalbinde 3.2 litrelik Cosworth ile ortak geliştirdiğimiz, 9.500 devir çeviren 420 beygirlik bir V8 var. Gücü ise ZF 5 ileri H-pattern manuel şanzımanla arka tekerleklere aktarıyor.

    J.Clarkson: (BBC mikrofonunu biraz daha yaklaştırarak) Yani pistteki canavar 6.5 litrelik V12 ile 0'dan 100'e 2.6 saniyede ışınlanırken, caddede süreceğimiz yeşil otomobil 890 kiloluk alüminyum gövdesinde 9.800 devirlik bir V8 taşıyor. Ve en muazzam kısmı: İkisinde de ABS, çekiş kontrolü veya sürücüyü koruyacak tek bir elektronik yardım bile yok! Yani Londra’nın o meşhur yağmurlu günlerinden birinde caddedeki SC01'in gaz pedalına biraz fazla basarsam, kendimi aniden Avam Kamarası'nın bahçesindeki çimlerde mi bulacağım?

    S.Kırbız: (hafifçe başını sallayarak) Kesinlikle. İster pistteki V12 GT1 olsun ister caddelerdeki V8 SC01; direksiyona saygı duymazsan seni affetmez. Ama limitlerde sana sunacağı o ham mekanik geri bildirimi dünyadaki başka hiçbir otomobilde bulamazsın.

    J.Clarkson: (kameraya dönerek) Baylar bayanlar, işte duymak istediğim cevap! Pistte 6.5 litrelik V12 ile kazanılan Daytona zaferi, caddede ise 890 kiloluk V8 ile saf mekanik heyecan... Tanrım, bu Türk fırtınasına ve mühendisliğine kesinlikle bayıldım! - Kaynak: BBC Archive





    [DIŞ ÇEKİM – MALATYA, SASUTA Corp TESİSLERİ]

    (Kamera, güz yapraklarıyla kaplı yolda ilerleyip modern, dairesel mimarisi ve devasa "SASUTA" logosuyla göz kamaştıran tesisin üzerinde süzülür. Jeremy Clarkson, şık binanın önünde, taba rengi ceketinin ceplerinde elleriyle kameraya doğru yürümektedir.)

    Jeremy Clarkson (Dış Ses): "Anadolu’nun kalbinde, Malatya’dayız. Aklınızdan geçenleri biliyorum: Dünyanın kayısı başkenti, sakin dağlar ve belki birkaç emektar traktör... Ama hayır! Yanılıyorsunuz. Çünkü burada, Ferrari ve Porsche mühendislerinin rüyalarında görüp ter içinde uyanacağı türden bir şey inşa edilmiş."

    (Clarkson, tesisin içine adım atar. Kamera, bembeyaz parlayan epoksi zeminleri, devasa cam bölmeleri ve klinik bir steriliteye sahip üretim alanını gösterir.)



    Jeremy Clarkson: "Burası SaSuTa Fabrikası. Ve dürüst olmak gerekirse... Molsheim’daki Bugatti atölyesini buranın yanında kasanın arkasındaki küçük bir tamirhane gibi gösteriyor! Her yer o kadar temiz ki, yerdeki fayansı söküp üzerinde akşam yemeği yiyebilirsiniz."







    [İÇ ÇEKİM – ATÖLYE & ÜRETİM HATTI]

    (Clarkson, lifte kaldırılmış Yarış yeşili bir SC01’in ve ışık tünelinde yüzeyi kontrol edilen başka bir aracın yanına yürür. Yanında S.Kırbız durmaktadır.)

    J.Clarkson: (Kameraya dönerek, eliyle SC01’i işaret eder) "İşte karşımızda SST SC01. İngiltere’de süper otomobiller yağ sızdıran küçük kulübelerde elle birleştirilirken, Suat ve ekibi Malatya’da adeta bir uzay mekiği imalathanesi kurmuş! Suat... Tanrı aşkına, bu beyaz eldivenli teknisyenler ne yapıyor?"

    S.Kırbız: (Gülümseyerek) "Jeremy, kalite kontrolde en ufak bir yüzey hatasına bile toleransımız yok. Işık tünellerinde kaportanın vernik derinliğini ve boyanın pürüzsüzlüğünü inceliyoruz. SC01’in kuru ağırlığı sadece 890 kilogram. Bu hafifliği korurken gövdenin rijitliğinden ödün veremeyiz."

    J.Clarkson: (Çıplak karbon monokok şasinin ve hemen yanında duran motor bloğunun yanına yaklaşır) "Bakın şuna! Burada uzay çağından fırlama bir alüminyum monokok omurga var. Arkasına ise 9.500 devir çeviren 3.2 litrelik Cosworth V8 yerleştiriliyor. Ve tek bir cıvata bile rastgele sıkılmıyor. Sayın Kırbız, İTÜ mühendisliği ile İtalyan estetiğini alıp Malatya’nın ortasına getirmek kimin fikriydi?"

    S.Kırbız: "İyi bir otomobil yapmak istiyorsanız, dünyanın en iyi mühendislik disiplinlerini kendi topraklarınızda bir araya getirmelisiniz. Burada her otomobil; el işçiliği, tork anahtarları ve saf tutkuyla monte ediliyor. Hiçbir montaj robotu, bir ustanın hissederek sıktığı o son somunun yerini tutamaz."

    J.Clarkson: (Liftin altındaki arabayı incelerken kafasını sallar) "Haklısın... Günümüz otomobil üreticileri binlerce robotla milyonlarca ruhsuz plastik yığını üretiyor. Ama buradaki adamlar, parça parça, el emeğiyle safkan bir yarış arabasını caddeler için hazırlıyor. Ve işin en çılgın yanı ne biliyor musunuz? Bu 420 beygirlik hafifletilmiş füzede ne ABS var ne de çekiş kontrolü!"

    (Clarkson, ışık tünelindeki SC01'in sürücü koltuğuna doğru bakar)

    J.Clarkson: (Kameraya dönerek bıyık altından güler) "Yani bu muazzam tesisten çıkan şey sadece bir otomobil değil; yanlış bir vites düşürmede sizi doğrudan Malatya dağlarına fırlatabilecek 890 kiloluk bir sanat eseri. Baylar, buradaki üretim kalitesine ve bu saf mekanik çılgınlığa tek bir kelimeyle bayıldım: Muazzam!"



    [İÇ ÇEKİM – ATÖLYE / MOTOR BÖLMESİ İNCELEMESİ]

    (Kamera, motor bölmesi tamamen açılmış SC01'e yaklaşır. Jeremy Clarkson, şanzımanı, pushrod süspansiyon kolları ve V8 bloğu çırılçıplak ortada duran makinenin arkasında durmakta ve parmağıyla doğrudan yürüyen aksamı işaret etmektedir.)

    J.Clarkson: "Şimdi... Otomotiv sanatının ve mekanik pornografinin zirvesine hoş geldiniz! Arkadaki bu kapağı kaldırdığınızda, modern süper arabaların plastik kapaklarla saklamaya çalıştığı her şeyi çırılçıplak görüyorsunuz. Tam ortada oturan bu şaheser, 3.2 litrelik atmosferik Cosworth V8. Üstündeki karbon fiber plenuma ve 8 bağımsız gaz kelebeğine bir bakın! Bu makine 9.800 devire kadar dönüyor ve 9.500 devirde tam 420 beygir güç üretiyor!"

    (Parmağıyla ZF transaks şanzımanı ve kırmızı yaylı pushrod amortisörleri işaret eder.)

    J.Clarkson: "Aşağıya baktığınızda ne görüyorsunuz? Sıradan bir binek araba aksı mı? Hayır! Doğrudan tüp şasiye entegre edilmiş ZF 5 ileri H-pattern transaks şanzıman, yarış tipi kuru karter yağlama sistemi ve tıpkı bir Formula 1 aracındaki gibi konumlandırılmış pushrod süspansiyon kolları... Buraya gereksiz tek bir gram ağırlık bile konmamış!"

    (Kameraya doğru bir adım atar, ses tonunu yükselterek heyecanla konuşur.)

    J.Clarkson: "890 kilogramlık karbonfiber monokok gövde, hemen arkanızda gürleyen 420 beygirlik bir Cosworth V8 ve sıfır elektronik... Ne ABS var ne de çekiş kontrolü! Sağ ayağınızı tabana yapıştırdığınızda Inconel manifoldlardan titanyum egzoza hücum eden o ham çığlık kulak zarlarınızı patlatırken, sol bacağınızla ZF şanzımanı kemikli vites geçişleriyle zorluyorsunuz. Baylar, bu otomobil sizi dijital bir simülasyonda yaşatmıyor; size hayatta olduğunuzu ve her an ölebileceğinizi aynı anda hatırlatıyor! Ve ben buna kesinlikle şapka çıkarıyorum!"

    (Stüdyodaki kalabalığın coşkulu alkışları yükselir. Kamera, Dunsfold stüdyosunun merkezindeki deri koltuklara yönelir. Soldaki koltukta Jeremy Clarkson elindeki not kâğıdıyla oturmaktadır. Sağdaki kırmızı deri koltukta ise SaSuTa Corporation'ın kurucusu ve Baş mühendis Suat Kırbız vardır. Arkalarında stüdyo ışıkları altında parlayan dört efsane sırayla dizilmiştir: Işığa göre renk değiştiren yanar döner boyasıyla CyberCar, derin elma şekeri kırmızısı SST Targa, yarış yeşili SC01 ve Daytona fatihi SC01 GT1.)



    J.Clarkson: (Kameraya bakarak, elini arkasındaki otomobillere doğru sallar) "Tekrar hoş geldiniz! Genelde stüdyomuza bir konuk çağırdığımızda yanında belki tek bir otomobil getirir. Ama bu akşam... Bu akşam stüdyomuz adeta bir otomotiv müzesine dönüştü! Yanımda SaSuTa'nın arkasındaki dahi isim Suat Kırbız var. Suat, arkamızda duran bu dörtlüye bakıyorum ve kendime soruyorum: Bir insan neden tek bir harika otomobil yapmakla yetinmeyip bütün bir süper otomobil krallığı kurar?"

    S.Kırbız: (Sakin ve özgüvenli bir gülümsemeyle) "Çünkü Jeremy, tek bir otomobil sürüş tutkusunun tüm tonlarını anlatmaya yetmez. Her birinin karakteri, sunduğu duygu ve ruhu birbirinden bambaşka."



    J.Clarkson: (Arkadaki en solda duran CyberCar’ı işaret eder) "Pekala, sırayla gidelim. En soldaki füzeye bakıyorum... Stüdyonun ışıkları değiştikçe ton değiştiren o büyüleyici yanar döner gövdesi, açılan kapaklı farları ve köşeli hatlarıyla doğrudan Blade Runner ya da RoboCop filminden fırlamış gibi duruyor! Gösterge paneli yeşil dijital ışıklarla dolu, şanzımanı otomatik ama arkasında gürültülü bir V8 yatıyor..."

    (Clarkson bir an duraksar, kaşlarını kaldırarak öne doğru eğilir)

    J.Clarkson: "Ama bir dakika! O motor sıradan bir V8 değil. Notlarımda yazana göre Ferrari'nin Tipo F119 mimarisinden türetilmiş 3.6 litrelik bir canavar! Hepimiz biliyoruz ki Maranello’daki o gururlu huysuz İtalyanlar, motor bloklarını kendi araçları dışında birine vermektense stüdyolarını yakmayı tercih ederler. Suat, Tanrı aşkına, Ferrari’yi o motorları sana vermeleri konusunda nasıl ikna ettin? Enzo Ferrari’nin hayaletini mi tehdit ettin, yoksa İtalyanlara reddedemeyecekleri bir teklif mi sundun?"

    S.Kırbız: (Hafifçe gülümseyerek) "İtalya'da IED'de tasarım okurken ve Aachen'da mühendislik yüksek lisansı yaparken Maranello ekibiyle güçlü bağlarımız oluştu. Onlara sadece hazır bir motor alıp arabaya koymak istemediğimizi söyledik. F119 bloğunu SST Motorsports bünyesinde 3.6 litreye büyüteceğimizi ve kendi geliştirdiğimiz SST Tech ECU haritalarıyla 430 beygire çıkaracağımızı gösterdik. İlk prototipi Modena yakınlarındaki dyno testinde çalıştırıp 8.200 devirdeki o gürlemeyi dinlediklerinde, mühendislik vizyonumuza saygı duyup 'Bu Türkler gerçekten ne yaptığını biliyor' dediler."

    J.Clarkson: (Gözlerini açarak kameraya bakar) "İnanılmaz! İtalyan devini kendi silahıyla vurup masadan motorla kalkmışlar! Yani bu araçla hem İstanbul trafiğinde ya da Monaco sahilinde sol bacağını yormadan süzülebilirsin, hem de tuştan 'Pist' modunu seçtiğin an Ferrari genetikli o V8 ile 320 km/s hıza kadar giden gerçek bir canavara dönüşürsün!"

    S.Kırbız: "Aynen öyle. Hem bir centilmen hem de safkan bir yarışçı."







    J.Clarkson: (Kaşlarını kaldırarak hemen yanındaki elma şekeri kırmızısı SST Targa’yı işaret eder) "Tamam, İtalyanları bir şekilde büyüledin diyelim... Peki ya şu elma şekeri kırmızısı güzellik? Arkasında Porsche genetiği taşıyan M930.20 tabanlı 3.2 litrelik o efsanevi düz-6 boksör motor duruyor! Stuttgart’taki o kuralcı, soğuk kanlı ve duygusuz Alman mühendisleri bir Türk tasarımcıya motor mimarilerini teslim etmeye nasıl ikna ettin? Onlara ne dedin?"

    S.Kırbız: (Arkanıza yaslanıp kendinden emin bir tonda anlatmaya başlar) "Aslında Jeremy, Almanları ikna etmek İtalyanlardan çok daha önce gerçekleşti. Her şey RWTH Aachen Üniversitesi’ndeki yüksek lisans yıllarıma dayanıyor. Almanlar tutkulu konuşmalara ya da süslü kelimelere prim vermezler; onlar için sadece iki şey vardır: Sayısal veri ve mühendislik disiplini. Porsche yetkililerinin önüne hissi vaatlerle değil, Aachen'da hazırladığım yüzlerce sayfalık teknik dökümantasyonla çıktım. Şasinin burulma direncini, galvanizli çelik omurgayı ve yağlama çizimlerini incelediler. Verilerin hassasiyetini görünce 'Bu proje kağıt üstünde kalmayacak, bizim motorumuzun itibarını yüceltecek' dediler. Hatta işin sırrı burada: Almanların onayını ve saygısını cebime koyduktan sonra Maranello'ya gitmek çok daha kolay oldu. İtalyanlar amansız bir rekabeti sever; Almanların 'tamam' dediği bir projeye hayır diyemediler!"

    J.Clarkson: (Gözlerini açarak kameraya bakar) "Aman Tanrım! Almanları kendi evlerinde, kendi mühendislik silahlarıyla mat edip onaylarını almış, sonra da bunu kullanarak İtalyanları tavlamış! Bu tek kelimeyle dahi bir strateji! Zaten bu Targa tavanı açıp 6 ileri manuel vitesle o boksör motoru 7.200 devire tırmandırdığınızda, Alman disipliniyle Türk ruhunun birleştiğini hissediyorsunuz."

    S.Kırbız: "Kesinlikle. Targa, rüzgarı ve saf mekanik harmoniyi hissetmek isteyenler için analog bir rüya."



    J.Clarkson: (Öne doğru eğilip gözlerini dikey olarak arkadaki iki yeşil canavara diker) "Ve tabii ki... Malatya’daki atölyenizde incelediğim o iki yeşil yaratık! 890 kiloluk hafifliği ve 9.500 devirlik Cosworth V8'i ile caddedeki sürücüsünü her an cezalandırmaya hazır SC01... Ve onun hemen yanında, 6.5 litrelik devasa V12'siyle Daytona 24 Saat'te Amerikalıları ve Avrupalıları ağlatıp genel klasman birinciliğini söke söke alan GT1!"

    (Stüdyodaki seyircilerden büyük bir alkış ve tezahürat kopar.)

    J.Clarkson: (Seyircilere bakar, sonra tekrar Suat’a döner) "Suat, açık konuşalım. İngiltere'de biz süper otomobil yapmaya çalıştığımızda genelde yağ sızdıran tavanlar ve çalışmayan elektrik tesisatlarıyla uğraşırız. Ama sen İstanbul, Milano ve Aachen mühendisliğini alıp Malatya'da öyle bir harmanlamışsın ki; ortaya Ferrari motorlu yanar döner bir dijital GT, elma şekeri kırmızısı üstü açık bir klasik, safkan bir cadde füzesi ve dünya şampiyonu bir yarış arabası çıkmış!"



    S.Kırbız: "Otomobil üretmek sadece metal ve motordan ibaret değildir Jeremy; ona bir ruh vermeniz gerekir. Biz SaSuTa’da tam olarak bunu yaptık."

    J.Clarkson: (Arkanıza yaslanır, kâğıtlarını masaya bırakır) "Bayanlar baylar... Süper otomobil dünyasının yeni kralı ve arkasındaki Türk Kurt'u: Suat Kırbız!"

    (Kamera geniş açıya geçer, stüdyodaki ışıklar dört efsanevi otomobilin üzerinde parıldarken program jenerik müziği girmeye başlar.)



    [İÇ ÇEKİM – TOP GEAR STÜDYOSU]

    (Kamera, stüdyonun ortasındaki koltuklardan ayrılıp stantlar üzerinde sergilenen iki çıplak motorun yanına yürüyen Jeremy Clarkson ve Suat Kırbız'a odaklanır. Sol stantta kırmızı kapaklı Cosworth V8, sağ stantta ise karbon emme manifoldu ve kıvrımlı titanyum egzoz borularıyla gövde gösterisi yapan devasa V12 durmaktadır.)

    J.Clarkson: (Kameraya bakarak, ellerini iki motora doğru açar) "Bayanlar baylar... Koltuklarımızdan kalktık ve şu an mekanik mühendisliğin Kutsal Kase'lerinin tam önünde duruyoruz! Karşımızda SaSuTa efsanelerinin kalbinde atan iki ayrı fırtına var."

    (Clarkson solundaki motoru işaret eder)

    J.Clarkson: "Solumda, caddedeki zümrüt yeşili SC01'in kalbi duruyor: 3.2 litrelik Cosworth V8. 8 bağımsız gaz kelebeği, 9.800 devir redline ve 890 kiloluk gövdeyi ışınlayan 420 beygir! Kendi başına zaten bir sanat eseri..."

    (Clarkson sağdaki devasa V12'ye doğru bir adım atar, çenesini sıvazlayarak bloğu inceler)

    J.Clarkson: "Ama sağdaki şu canavar... Üstündeki devasa karbon emme manifoldu, üçlü titanyum egzoz çıkışları ve kurşungeçirmez duruşuyla bambaşka bir dünya! Sayfalarıma bakıyorum ve bu bloğun mimarisi bana çok tanıdık geliyor. İki yıl önce Woking’de Ron Dennis ve Gordon Murray, McLaren F1’i tanıttıklarında arkasında BMW üretimi S70/2 V12 vardı. Suat... Bu o motor mu?"

    S.Kırbız: (Parmağıyla GT1 motorunun karbon hava girişini ve özel işlenmiş silindir kapaklarını göstererek) "Temel blok mimarisi evet, Münih ile anlaşıp BMW S70/2 tabanını aldık. İki yıl önce McLaren bu motorla yola çıktığında harika bir iş başarmıştı. Ancak biz SST Motorsport olarak fabrikanın teslim ettiği stok motorla asla yetinmeyiz. Münih’ten gelen bloğu aldık; SST alaşımlarıyla silindir kapaklarını ve bloğu yeniden işledik, titanyum biyel ve hafif dövme pistonlar yerleştirdik."

    J.Clarkson: (Gözlerini açarak) "İşledik derken?"

    S.Kırbız: "McLaren 6.1 litrelik hacimle yetindiler sanırım ama biz strok ve çap oranlarını yeniden kurgulayarak hacmi 6.5 litreye çıkardık. Üzerine 12 bağımsız gaz kelebeği, Inconel manifoldlar ve kendi tasarımımız olan bu karbon plenumu ekledik."

    J.Clarkson: (Heyecanla öne atılır) "Dur bir dakika! McLaren F1 o motorla 627 beygir güç alıp 'dünyanın en hızlı seri üretim otomobiliyiz' diye caka satıyordu. Siz kısıtlama olmadan tam performans konfigürasyonunda bu 6.5 litrelik canavardan ne çıkardınız?"

    S.Kırbız: (Sakin bir tonda) "Saf haliyle 8.500 devirde tam 846 beygir güç ve 780 Nm tork. ACO ve BPR yarış kısıtlamaları nedeniyle Daytona 24 Saat'te çift hava restriktörüyle motoru 640 beygire dizginlemek zorunda kaldık. Ama o kısıtlamalarla bile Daytona'da genel klasman birincisi olduk!"

    J.Clarkson: (Ellerini kafasına götürüp doğrudan kameraya bakar) "Aman Tanrım! İngilizler ve Almanlar bir araya gelip yüzyılın süper otomobilini yaptıklarını sanırken, Türkler çıkıp Münih’ten aynı motoru alıyor, 'Bu şirinmiş ama biraz daha ciddileşelim' diyerek hacmi 6.5 litreye yükseltiyor ve 846 beygirlik bir canavar yaratıyor! Ron Dennis şu an bu yayını izliyorsa evinde gözyaşları içinde viskisini yudumluyordur!"

    (Stüdyodaki seyircilerden ıslıklar ve coşkulu alkışlar kopar. Clarkson hayranlıkla motorun titanyum manifold borularına dokunur.)





    [İÇ ÇEKİM – TOP GEAR STÜDYOSU / VEDA SAHNESİ]

    (Kamera, stüdyonun ortasında, arkalarında dört efsanevi SaSuTa modeliyle baş başa duran Jeremy Clarkson ve Suat Kırbız’a odaklanır. Suat ceketinin iç cebinden saatine göz atarken Clarkson jestlerle konuşmaya devam etmektedir.)

    S.Kırbız: (Gülümseyerek elini hafifçe kaldırır) "Jeremy, seninle ve stüdyodakilerle bu sohbeti gerçekleştirmek harikaydı fakat ne yazık ki vaktim oldukça kısıtlı. Malatya'daki tesiste yeni şasi testleri bizi bekliyor, uçağa yetişmek için ayrılmak zorundayım."

    J.Clarkson: (Şaşırmış gibi ellerini açar) "Şimdi mi? Ama asıl eğlence yeni başlıyordu! Buradan doğrudan Dunsfold test pistine geçiyoruz. Ve dürüst olayım Suat, senin yarış yeşili SC01 ile Daytona fatihi GT1'i piste tek başına çıkarmayacağız. Karşılarında oldukça ciddi, acımasız ve son derece dişli rakipler olacak!"

    S.Kırbız: (Merakla kaşlarını kaldırır, kollarını hafifçe açarak sorar) "Öyle mi? Merak ettim... Pistte SC01 ve GT1'in karşısına kimleri çıkardınız?"

    J.Clarkson: (Büyük bir gizemle öne eğilir, parmaklarıyla sayarak) "Sıkı dur... Ferrari F40, Lamborghini Diablo SV, Bugatti EB110 ve devasa V10 motoruyla Dodge Viper! Safkan analog süper otomobillerin en tepe noktası!"

    S.Kırbız: (Sakinliğini korur; mütevazı bir tebessüm ile kendinden emin, hafif gururlu bir kibir çizgisi arasında gülümsler) "Harika bir kadro... Gerçekten saygı duyulacak efsaneler. Testlerinde sana şimdiden bol şans diliyorum Jeremy. Yanınızda olup o turları canlı izleyemeyeceğim için üzgünüm ama otomobillerimin pistte nasıl bir karakter sergileyeceğinden şüphem yok. Testler bitince sonuçları detaylıca değerlendiririz."

    J.Clarkson: (Suat'ın elini sıkarak kameraya döner) "Anlaştık! Birkaç set lastik yaktıktan sonra görüşmek üzere! Bayanlar baylar, SaSuTa Corporation'ın arkasındaki dahi: Suat Kırbız!"

    (Stüdyodaki seyircilerin alkışları eşliğinde Suat Kırbız stüdyodan ayrılırken, Clarkson elindeki test panosuyla piste doğru yürümeye başlar.)

    J.Clarkson: Sonraki bölümde SC01 i detaylıca inceleyip karşılaştırmalı Pist testleriye görüşmek üzere. Devam edecek...

  3. #174
    sasuta - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik
    Apr 2012
    Yaş
    45
    Şehir
    Ataşehir/İstanbul
    Mesaj
    718
    Post Thanks / Like
    Mentioned
    7 Post(s)
    Tagged
    0 Thread(s)
    Top Gear Özel Bölümü - Part 2: Jeremy Clarkson'ın Test Sürüşü, Dev Karşılaştırma ve Kapanış

    [DIŞ ÇEKİM – DUNSFOLD TEST PİSTİ / PİT ALANI]
    (Kamera, pit alanında yan yana açılı şekilde dizilmiş altı muazzam süper otomobilin önünde duran Jeremy Clarkson’a odaklanır. Clarkson, kareli ceketinin içinde elinde BBC mikrofonuyla durmaktadır. Arkasında sırayla: Zümrüt yeşili SST SC01, Daytona galibi 44 numaralı SST SC01 GT1, morumsu mavi Lamborghini Diablo SV, efsanevi kırmızı Ferrari F40, mavi Bugatti EB110 ve beyaz-mavi şeritli Dodge Viper uzanmaktadır.)



    Jeremy Clarkson: (Kameraya bakarak, mikrofonu çenesine doğru yaklaştırır) "Pist alanındayız ve asfaltın üzerinde tam altı tane safkan mekanik efsane dizilmiş durumda! Her biri hız, gürültü ve tehlike konusunda kendi felsefesini savunuyor." (Arkasına dönüp eliyle araçları tek tek gösterir)









    Jeremy Clarkson:: "Şuraya bir bakın! Ferrari F40... Otomotiv tarihinin en saf, en filtrelenmemiş başyapıtı. Halıları yok, kapı kolları yerine ipleri var ve sürücüye 'benim sınırlarıma saygı duy yoksa seni mahvederim' diye fısıldıyor. Hemen yanında Lamborghini Diablo SV... Arkasında böğüren devasa V12 motoruyla sizi her virajda öldürmeye çalışan, sürücüsünden kas gücü ve cesaret isteyen vahşi bir canavar! Mavi Bugatti EB110; dört turbosu, dört tekerlekten çekişi ve karbon fiber şasisiyle geleceğin hiper otomobil formülünü yazan bir mühendislik harikası... Ve sıranın sonundaki Dodge Viper; bacağınızı yakan egzozlarıyla bir otomobilden çok tekerlek takılmış devasa bir Amerikan patlaması!" (Clarkson öne doğru iki adım atar ve gözlerini en öndeki iki yeşil SaSuTa makinesine diker)





    Jeremy Clarkson: "Ama bugün burada toplanmamızın asıl sebebi, Türklerin Malatya'da inşa ettiği bu iki yaratık! En önde duran cadde versiyonu SC01; sadece 890 kilogram kuru ağırlığa ve 9.500 devir çeviren 420 beygirlik atmosferik Cosworth V8'e sahip. Ve onun hemen arkasındaki Daytona 24 Saat fatihi GT1... 6.5 litrelik devasa V12'si ve Karbon Monokok şasisiyle Amerikan ve Avrupalı devlerin ocağına incir ağacı diken o efsanevi yarış makinesi!"
    (Kameraya bakarak pis pis gülümseler, elindeki mikrofonu sıkıca kavrar)



    Jeremy Clarkson: "Soru şu: Türklerin bu hafif, yüksek devirli, sıfır elektronikli safkan füzeleri; F40'ın saflığı, Diablo'nun vahşiliği, EB110'un teknolojisi ve Viper'ın çılgınlığı karşısında ne yapacak? Bunu öğrenmenin tek bir yolu var..." (Gözlerini piste doğru çevirir ve kükrer) "Kemerlerinizi bağlayın, çünkü birazdan Dunsfold asfaltı alev alacak!"



    [DIŞ ÇEKİM – DUNSFOLD PİSTİ / PİST DÜZLÜĞÜ - DRAG YARIŞI]

    (Kamera önce yüksekten, pistin geniş kalkış çizgisinde yan yana dizilmiş altı devasa füzeyi gösterir. Soldan sağa: Beyaz Mavi Şeritli Dodge Viper, Morumsu Mavi Diablo SV, Zümrüt Yeşili SST SC01, Kırmızı Ferrari F40, Mavi Bugatti EB110 ve en sağda öne fırlamaya hazır bekleyen 44 numaralı SST SC01 GT1. Işıklar kırmızıdan yeşile döner dönmez ortalık tam anlamıyla cehenneme döner!)

    Jeremy Clarkson (Dış Ses / Telsiz Bağlantısı): "ÜÇ... İKİ... BİR... VE GİTTİLER! TANRIM, AMAN TANRIM!" (Kamera araçların hemen arkasına geçer. Viper 8.0 litrelik V10 motoruyla arkasında devasa bir lastik dumanı bulutu bırakırken savrulur. Diablo SV'nin V12'si çığlık atıp arka lastiklerini yakarken, F40'ın çift turbosu devreye girdiği an arabanın arkası vahşice dans etmeye başlar. EB110 ise dört tekerlekten çekiş avantajıyla asfaltı ısırıp temiz bir kalkış yapar.)



    Jeremy Clarkson: "Kalkışa bakın! Viper arkasında tüm Kentucky'yi yakacak kadar duman çıkarıyor! Diablo sürücüsünü öldürmek ister gibi sola kayıyor! EB110 dört tekerlekten çekişiyle öne fırladı... Ama ortadaki iki zümrüt yeşili yaratığa bakın!" (SC01 cadde versiyonu, 890 kiloluk tüy sıklet gövdesinin avantajıyla 9.500 devirli Cosworth V8'ini gürleterek F40 ve EB110'un hemen yanından ok gibi fırlamıştır. Ancak en önde duran SC01 GT1 bambaşka bir boyuttadır.)



    Jeremy Clarkson: (Çığlık atarak) "O DA NE?! GT1 yarış slick'leriyle asfaltı adeta söküp aldı! 6.5 litrelik V12 motorun ürettiği o muazzam güçle diğer beş süper otomobili sanki park halindeymiş gibi geride bıraktı! Ufuk çizgisinde kayboluyor! F40, EB110, Diablo... Hiçbiri tutunamıyor!" (Kamera GT1'in 2.6 saniyelik 0-100 km/s ivmelenmeyle rakipleriyle arayı metrelerce açıp pist düzlüğünde fırtına gibi esişini çeker.)

    Jeremy Clarkson: (Nefes nefese) "Cadde versiyonu SC01, F40 ile kafa kafaya tutunuyor; hafifliğin ve 9.800 devirlik V8'in ne demek olduğunu İtalyanlara bizzat öğretiyor! Ama GT1... GT1 hızlanmıyor baylar, zamanı büküyor! Bu bir drag yarışı değil, Türklerin Daytona zaferinden sonra Dunsfold pistinde gerçekleştirdiği aleni bir gövde gösterisi!"





    [DIŞ ÇEKİM – PİST / ISLAK ASFALT]
    (Kamera, pistin üzerinde hafif ıslanmış asfaltın kenarında, zümrüt yeşili SC01'in hemen önünde duran Jeremy Clarkson’a odaklanır. Clarkson ellerini açarak kameraya bakar.)

    Jeremy Clarkson: (Hands gestures, camera close-up) "Evet! Drag yarışındaki o kolektif çılgınlığı geride bıraktığımıza göre, şimdi sıra asıl meseleye geldi... Yani bu yaratığın kokpitine kurulup tek başımıza neler yapabildiğini görmeye! Ancak pist alanındaki şu ıslak zemin ve önümde duran tablo beni biraz endişelendirmiyor değil..." (Parmağıyla arabayı gösterir) "Çünkü elimizdeki formül şu: Tartıda sadece 890 kilogram gelen tüy sıklet bir alüminyum gövde, tam arkanızda 9.500 devirde 420 beygir haykıran atmosferik bir Cosworth V8 ve sıfır elektronik! ABS yok, çekiş kontrolü yok, hatta direksiyonda hidrolik bile yok! Yani eğer sağ ayağımla bu gaz pedalına biraz fazla asılırsam, kendimi Dunsfold'un pist duvarlarında bir sanat eserine dönüşmüş olarak bulabilirim!"



    [İÇ ÇEKİM – PİST / SÜRÜŞ ANI]
    (Kamera aracın yan camından içeriye geçer. Clarkson, taba rengi ceketinin üstüne kırmızı yarış kemerlerini bağlamış, elleri Alcantara direksiyonda pür dikkat sürüyor. Arka tarafta 3.2 litrelik V8 çığlık atmaya başlar.)



    Jeremy Clarkson: (Motor devirlendikçe bağırarak) "AMANN TANRIM! Düzlükte vites büyüttüğünüz an arka taraftaki o Cosworth V8 doğrudan omuriliğinize şarkı söylemeye başlıyor! Redline 9.800 devirde! Duyuyor musunuz şu sesi?! Bu sıradan bir araba motoru değil, bu tüplerin içinden fışkıran saf bir mekanik orkestra!" (Kamera aracın içine geçer, Clarkson direksiyonu yumuşak ama keskin hamlelerle çevirirken yüzünde kocaman bir gülümseme belirir.)









    Jeremy Clarkson: (İn-car kameraya bakarak) "Viraja yaklaşırken frene basıyorsunuz... ABS olmadığı için pedalın sertliği ve lastiklerin kilitlenme sınırı doğrudan sağ ayağınızın hissiyatına kalmış. ZF şanzımanın kemikli geçişiyle vitesi düşürüyorsunuz ve apeks noktasına girdiğiniz an... Aman Tanrım! Pushrod süspansiyonlar sayesinde asfaltın üzerindeki en ufak pürüzü bile ellerinizde ve kalçanızda hissediyorsunuz! Yönlendirme o kadar hassas ki, sadece gözlerinizle bakmanız bile arabanın yön değiştirmesine yetiyor!" (Clarkson hafifçe gaza basıp arka tarafı tatlıca kaydırır ve düzeltir)



    Jeremy Clarkson: (Kahkaha atarak) "İşte bu! Bu araç sizi bir bilgisayar oyununun sürücüsü yapmıyor; sizi otomobilin ayrılmaz bir parçası kılıyor. Evet, sınırda sürücüsünden muazzam bir konsantrasyon ve saygı talep ediyor... Ama o virajı tam olması gerektiği gibi çıktığınızda hissettiğiniz şey; saf, filtrelenmemiş ve büyüleyici bir zafer hissiyatı! Suat ve ekibi Malatya'da sadece bir otomobil yapmamış; otomobil sürmenin kaybolan ruhunu yeniden icat etmiş!"



    [DIŞ ÇEKİM – DUNSFOLD PİSTİ / FİNAL EVALUASYONU]

    (Kamera, pist alanının ortasında ahşap bir yönetmen koltuğunda oturan Jeremy Clarkson’a odaklanır. Solunda cadde versiyonu zümrüt yeşili SC01, sağında ise Daytona şampiyonu 44 numaralı SC01 GT1 durmaktadır. Clarkson elindeki not kâğıdını hafifçe sallayarak konuşmaya başlar.)

    Jeremy Clarkson: (Kameraya bakarak, derin bir nefes alır) Bugün burada, otomotiv dünyasının en muazzam ve mantığa en çok meydan okuyan makineleriyle bir aradayız. Karşımızda, radyosu veya halıları bile olmayan, konforu tamamen unutturan, at arabasından hallice, şüphesiz şimdiye kadar üretilmiş en harika ve saf süper otomobil Ferrari F40 var. Hemen yanında, arkasında homurdanan devasa V12'si ve astımlı bir adamın pipetle üflemesine benzeyen klimasıyla sizi her an öldürecekmiş gibi hissettiren korkutucu canavar Lamborghini Diablo duruyor. Bugatti EB110, ahşap ve deri kaplamalarıyla bir centilmen gibi görünse de devir yükselip dört turbosu birden devreye girdiğinde sürücüde trajikomik bir şok etkisi yaratan teknolojik bir devrim niteliğinde. Ve tabii ki Dodge Viper; bacağınızı yakan egzozları ve hastane yemek tepsisinden hallice plastik kalitesiyle, üzerine tekerlek takılmış kamyon motorlu bir Amerikan ikonu.

    Ancak, tüm bu deliliğin ve devasa motorların ortasında asıl sürprizi, kuralları baştan yazan SST SC01 yapıyor. SC01'in arkasında, 9.500 devirde akıl almaz bir çığlık atarak 420 beygir güç üreten, 3.2 litrelik safkan bir SST-Cosworth V8 yatıyor. En muazzam kısmı ise ağırlığı; tartıda kuru olarak sadece 890 kilogram çekiyor! Bu durum, modern hiper otomobillerin elektronik obezitesine atılmış kocaman bir tokat. Alüminyum monokok ve tüp şasisi onu yolda adeta çevik bir balet gibi hissettirirken, 0'dan 100'e sadece 3.6 saniyede ışınlanmasını sağlıyor. Bu otomobil sizi dijital dadıların arkasına saklamıyor, doğrudan mekanik bir tiyatronun başrolüne koyuyor.

    Mükemmel mi? Elbette hayır. İçeride ABS gibi en ufak bir elektronik asistan bulunmuyor; yani fren pedalına biraz fazla asılırsanız etraftaki bütün ağaçlarla aniden çok samimi olabilirsiniz. 5 ileri H-pattern manuel şanzımanı sıkışık trafikte kullanmak muhtemelen sol bacağınızın bir halterciye aitmiş gibi görünmesine sebep olacaktır ve yere sadece 105 milimetre yakın olan gövdesiyle en ufak kasisler bile en büyük kabusunuz haline gelecektir. Ancak bunların hiçbiri umurumda değil, çünkü o size "otomobil sürmenin" ne demek olduğunu en ham, en vahşi haliyle geri veriyor.

    İşleri bir adım daha öteye taşımak isteyenler için ise pistin tartışılmaz hakimi SC01 GT1 var. Artık sadece hızlı bir yol otomobili olmaktan çıkıp dayanıklılık yarışlarının hakkından gelen bu müthiş makine, SST Motorsports'un ortaya çıkarmış olduğu tam bir şahseser. (Gordon üzgünüm dostum buraya kadarmış...) şimdiden efsaneler arasındaki yerini aldı bile. Mühendislik iddiası ve yarış başarısıyla kesinlikle ciddiye alınması gereken kusursuz bir silah.

    Sonuç olarak, F40’ın saflığına, Diablo’nun vahşiliğine, EB110’un mühendislik dehasına ve Viper’ın gürültülü çılgınlığına hayran olmamak elde değil. Ancak SST SC01; o olağanüstü hafifliği, 9.800 devir çevirebilen çılgın motoru ve sürücüsünden talep ettiği tavizsiz beceriyle, bu devlerin arasında kendine ait yepyeni bir taht inşa ediyor. Geleceğin klasiklerinden bahsediyorsak, SST'nin adı kesinlikle o listenin en tepesinde!

  4. #175
    sasuta - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik
    Apr 2012
    Yaş
    45
    Şehir
    Ataşehir/İstanbul
    Mesaj
    718
    Post Thanks / Like
    Mentioned
    7 Post(s)
    Tagged
    0 Thread(s)
    Hazırlamaya çalıştığım 18-19 Haziran 1994'te koşulan 62. 24 Saatlik Le Mans günlüklerinden bir kaç kare...








  5. #176
    sasuta - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik
    Apr 2012
    Yaş
    45
    Şehir
    Ataşehir/İstanbul
    Mesaj
    718
    Post Thanks / Like
    Mentioned
    7 Post(s)
    Tagged
    0 Thread(s)
    Orjinal AI çıktısı


    Photoshop ile 90 lar tarzı analog film ile çekilşmiş gibi manipülasyon.


    Bu da photoshop ile sanki dergiden taranmış gibi olan manipülasyon

  6. #177
    sasuta - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik
    Apr 2012
    Yaş
    45
    Şehir
    Ataşehir/İstanbul
    Mesaj
    718
    Post Thanks / Like
    Mentioned
    7 Post(s)
    Tagged
    0 Thread(s)
    Le Mans ’94 Anıları — Bölüm 1: Sarthe’a Varış, Sezon Tablosu ve Devlerin Arasında Paddock

    Daytona’daki tarihi Genel Klasman zaferimizin ardından takvim bizim için dur durak bilmeyen baş döndürücü bir tempoda aktı. Paul Ricard’da Avrupa zeminine hızlı bir giriş yaptık, hemen ardından Sebring’in o acımasız ve sert pistinde frenlerimizin termal direncine güvenerek 12 saati yine zirvede tamamladık. Jarama’nın dar virajlarında yaşadığımız yoğun lastik aşınması bizi fazladan bir pit stop’a zorlayıp 3. sırada bıraksa da Dijon’da ve Le Mans öncesi 1.000 kg asgari ağırlıkla çıktığımız en kritik prova olan Paris 1000 km yarışında yine kürsünün en üst basamağındaydık.

    Le Mans öncesinde çıktığımız 6 yarışın 5’ini kazanıp topladığımız 112 puanla şampiyonada müthiş bir liderlik ve özgüven yakalamıştık.

    Ve sonunda dayanıklılık yarışlarının kabesi sayılan efsanevi Circuit de la Sarthe’a adım attık. Turkuaz renkli Volvo tırımızla paddock’a giriş yapıp garaj alanına yanaştığımız an, havadaki o tarihi atmosferi ve baskıyı hissetmemek imkansızdı. Tırımızı Dauer Porsche, Bugatti EB110, Dodge Viper ve Ferrari tırlarının tam ortasına park edip çadırlarımızı ve ekipmanlarımızı kurmaya başladık.

    Paddock’taki diğer takımların ve medyanın meraklı bakışları altında jeneratörler çalıştı, lastik istifleri dizildi ve garaj kapıları açıldı. Sezon boyunca rüştünü ispatlamış olan arabamızı pite indirmek ve antrenman turları öncesi son kontrolleri yapmak için ekipten hi̇ç kimse sabırsızlığını gizleyemiyordu.
























  7. #178
    sasuta - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik
    Apr 2012
    Yaş
    45
    Şehir
    Ataşehir/İstanbul
    Mesaj
    718
    Post Thanks / Like
    Mentioned
    7 Post(s)
    Tagged
    0 Thread(s)
    Le Mans ’94 Anıları — Bölüm 2: Garaj Hazırlıkları, Teknik Detaylar ve Strateji

    Paddock'a yerleştikten sonra hiç vakit kaybetmeden antrenman ve sıralama seansları için hazırlıklara başladık. Tırın arka kapağını indirip yarış arabamızı garaj önüne aldık. Aracı içeri iter itmez Yannick Dalmas ve JJ Lehto ile birlikte garajda toplandık.

    Daytona ve Sebring’de elde ettiğimiz veriler elimizdeydi ama Le Mans’ın karakteri bambaşkaydı. Mekanikerlerimiz hemen işe koyuldu. Sebring’in sert zemininden çıkan fren disklerini, kaliperleri ve süspansiyon bağlantılarını tek tek kontrol ettiler. Arka karoseri söküp motor bloğunu, egzoz hattını ve difüzörü en küçük cıvatasına kadar inceledik. Mulsanne Düzlüğü’nde yüksek hızlara çıkacağımız için en ufak bir gevşeklik bile riske atılamazdı.

    Sarthe pistinde lastik yönetimi hayati önem taşıyor. Dışarıda, antrenmanlarda kullandığımız lastiklerin aşınma değerlerini ve basınç değişimlerini sürücülerimle birlikte inceledik. Ardından garajdaki masanın başına geçip pist haritasını önümüze açtık. Viraj girişlerindeki frenleme noktalarını, benzin tüketimini ve pit stop aralıklarını ince hesapladık.

    Seans öncesi tüm garaj ekibini ve sürücüleri toplayıp kısa bir bilgilendirme yaptım. Dayanıklılık yarışlarında sadece hızlı olmak yetmez; pit ekibinin disiplini ve telsiz iletişimi de yarışı getirir. JJ ile Yannick’in kendi aralarında telemetri notlarını paylaşması ve aracın dengesi üzerine tartışması ekibe müthiş bir özgüven veriyordu.

    Antrenman turlarına çıkmadan hemen önce garajda son turlarımı atıp her şeyin planlandığı gibi gittiğinden emin oldum. En sonunda üçümüz elimizde kahve fincanlarıyla taburelere oturup kısa bir mola verdik. Kafaca tamamen hazırdık; artık pist çıkışındaki yeşil ışığın yanmasını bekliyorduk.





























    Konu sasuta tarafından (Bugün Saat 15:39 ) değiştirilmiştir.

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 2 kullanıcı var. (0 üye ve 2 konuk)

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •